 Ben de diğer insanlar gibi sıradan ve bayağıydım, ta ki sen gelip gönlüme girene dek.
Sabahları yıllanmış, eskimiş perdenin ölümü hatırlatan yırtıkları arasından yaşam gibi girerdi güneş. Ne uyumayı severdim ne uyanmayı. Yorganı başımın üzerine kadar çeker, saatlerce dönerdim yatağımda ve kendime has baş ağrıları yaratırdım.
Televizyondaki o başı sonu belli olduğu halde yıllarca izlenen pembe dizilerini seyrederdim. Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı öğle yemeğinden bile sonra yerdim, biraz daha zaman kazanmak için. Geceye ne kadar yaklaşırsam bir günü de o kadar çabuk atlatırdım. Günü yaşamayı unuttuğum, her şeyden sıkıldığım, hiç bir şey yapmamanın tembelliğiyle, hiç bir şeyden zevk alamamaya başladığım, çaresizliğimi "Canım istese..." ile başlayan cümlelerle reddetmeye, kandırmaya çalıştığım, yaşamımın en anlamsızlaştığı günlerden birinde, sonunda, gelip girmiştin gönlüme ve beni diğer insanlar gibi sıradanlık ve bayağılıktan kurtarmıştın. Dışarıya çıkıp saatlerce yalnız başıma dolaştıktan sonra, yalnızlığı sevdiğim için yalnız olduğum yalanına sarılıp, kendimi inandırmaya ve buna alışmaya zorladığım, eve gelip odaya kapanıp kitap okumaya, müzik dinlemeye sığınarak sıradan olmadığımı kanıtlamaya çalıştığım, kaleme kâğıda sarılarak yazarlığa, gitara sarılarak müzisyenliğe özenip sanatla uğraşmanın beni diğer insanlardan ayıracağına güvenerek kurtulmaya çabaladığım, her şeye bir anda başlayıp bir anda vazgeçtiğim, savaşmaya başlamadan yorulduğum, barış istemeye bile hakkımın olmadığı anda... Öyle bir anda gelip girmiştin ki gönlüme, öyle bir anda yapmıştın ki bunu, beni bir anda tüm o sıradan insanların arasından çekip çıkarmıştın. Beni, sevmenin ve sevilmenin o eşsiz hazzıyla tanıştırarak tüm yorgunluğumu, bitkinliğimi almıştın üzerimden. Ben de çabuk uyum sağlamıştım ve belki de fazla kaptırmıştım kendimi. Öyle açtım ki sevgiye her ne olursa, nasıl olursa, kiminle olursa olsun hiç düşünmeden kendimi bırakabileceğim anda tutmuştun ellerimden ve benim ben olduğumun farkına varmamı sağlamıştın. Artık her şey daha güzel olacaktı. Sabahları erken kalkacak, günü bir saat daha fazla yaşayabilmek için, senin yanına gelebilmek için sabırsızlanacaktım. Senin için yazacaktım artık şiirlerimi, senin için bir düzen gelecekti notalarıma. Penceremde perde olmayacaktı, güneş her zaman bana yaşamı, yaşamayı, seni ve seni sevmeyi hatırlatacaktı. Olmadı. Hiç bir şey beklediğim gibi olmadı. Ne senin gelişin beni kurtardı, ne beni sevişin. Hiç bir şey farklı değildi eskisinden. Hep aynı acıyı çekiyordum ben aslında. Büyük bir acıyı taşıyordum yüreğimde, geçmişin büyük izlerini. Ve bu yaptığım şey sana haksızlıktı. Hiç olmadığım kadar bayağı hissediyordum artık. Sana sarıldığımda, kendi hüznüme sarılıyordum. Öyle sıkı sarılıyordum ki artık biçimsiz bir hale geliyordu ve ben, seni de kendim kadar sıradanlaştırmamak için gitmeliydim. Gömülmeliydim kendi hüznüme. Seni de bu karmaşanın içine sürüklediğim için üzgünüm, bu bencillik için. Ben diğerinden daha sıradan ve bayağıyken, şimdi uzaklaş gönlümden. Aynı geldiğin gibi bir anda yap bunu. İkimiz içinde en iyisi bu. biyolojist |